Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak?

Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak? İmam Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

* 10 Aralık 2011, 14:23:24

Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak?

__rotator_param_f





Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak?

İmam Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyorlar:

"Üç zümre vardır ki, Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onları temize çıkarmaz... Onlara ayrıca can yakıcı bir azap da vardır: Elbiselerini sürüyerek yürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve malına yalan yeminle revaç verip satmaya çalışan..."

Bu yazıda yukarıda zikrettiğimiz hadisin lafzı üzerinde bir nebze durarak, anlatılmak istenen hususa zihni yaklaştırmaya çalışacağız. Zaten, bizim bütün yaptığımız, o nur fevvaresi etrafında dönüp durmaktan ibarettir. Bu, bir seyr-i aklî ve zihnîdir. Dua ve niyazımız, Cenâb-ı Hakk'ın bizleri seyr-i ruhânîde muvaffak kılmasıdır.

Hadiste "üç" rakamı mutlak olarak bırakılmıştır. İsterseniz siz buna, erkek veya kadın, isterseniz zümre veya cemaat diyebilirsiniz. Ve yine bu üç kişi veya zümreden maksadın, âlimler ya da cahiller olduğunu söyleyebilirsiniz. Burada esas üzerinde durulması gereken husus, bunların kimliklerinden çok, vasıfları olduğu için, hadiste bu mesele tasrih edilmeyip mutlak bırakılmıştır.

Üç manasına gelen "selâsetün" kelimesi nekre bir kelimedir. Sonundaki tenvin, nekrelik ifade eder. Demek ki bunlar belirsiz ve meçhul insanlardır. Onlar öyle belirsiz insanlardır ki, onları belli edecek bir kimlikleri yoktur. Onlar hor ve hakir insanlardır. O kadar hor ve hakirdirler ki, onlara değer vermeye değmez. Nasıl ki Cenâb-ı Hak, onların yüzüne bakıp onlarla konuşmaz; öyle de sizler de, merak edip onlarla konuşmaz ve onları tanımayı değerli bulmazsınız. Onlar, kalıplarıyla olmasa da kalbleriyle yenik düşmüş.. ve vicdanları, cesetlerinin altında kalıp ezilmiş zavallılardır. Yüce ve yüksek yerlere karşı içlerinde zerre kadar istidat yoktur. Süfliyet çukurunda yuvarlanıp durmaktadırlar...

Bu "üç" kelimesinin hemen ardından, üç tane de geniş ve gelecek zamana delâleti olan fiil zikrediliyor. Bu üç fiil, bu üç zümre için karanlık bir tablo çiziyor. İnsan daha üç denince hemen, bu "üç"ün sırtına binip, o üç zümrenin karanlık akıbetini seyrediyor gibi oluyor.

İlk fiil, "Allah onlarla konuşmaz" cümlesinin başındaki fiil-i muzaridir. Fiil-i muzarinin ise, hem geleceğe hem de geniş zamana delâleti vardır. Kendisinde hitap çiçeği açan ve Allah'a muhatap olma istidadı verilen insanla, Allah konuşmayacaktır. Felaket, işte bu ilk cümle ile başlamaktadır. Rahmân Sûresi'nde; Allah, onda beyanı yarattığını bir nimet, bir minnet olarak söylediği hâlde, gör ki, şimdi Allah (celle celâluhu) bu insanla konuşmayacaktır. Hâlbuki insanın konuşması, Cenâb-ı Hakk'ın mütekellim oluşunun bir delilidir. Kendi konuşmasına delil olan ve konuşan insan, öyle bir duruma düşmüştür ki, Allah (celle celâluhu) onu kendisine muhatap kabul edip konuşmamaktadır.

İnsanın, en çok konuşmaya ve derdini anlatmaya muhtaç olduğu bir günde ona, sözünün dinlenmemesinden daha büyük azap olabilir mi? O, medet istemekte ve çırpınıp durmaktadır. Ancak, onun yardımına koşacak yegâne Zât onu hiç mi hiç dinlememektedir. Kur'ân-ı Kerim bu tabloyu anlatırken "Kesin sesinizi ve benimle konuşmayın." (Mü'minûn, 108) der. Çünkü sizin konuşma yeriniz dünyada idi.. orada konuşacak ve "üns billâh"ı yakalayacaktınız. Dünyada iken Cenâb-ı Hakk'a enîs olmadınız. Bugün de O, sizin enîsiniz değildir.

İkinci tablo ise "Allah onlara bakmaz." Onların, en çok rahmet nazarına muhtaç olacakları o günde, Cenâb-ı Hak, onlara kat'iyen rahmet nazarıyla bakmayacaktır. Bazı yüzler beşaşet içinde pırıl pırıl parlarken, bazı yüzler de o gün asık ve abûs olacaktır. Hiç şüphesiz, Cenâb-ı Hakk'ın rahmet nazarıyla bakmadıkları, bu ikinci grup insanlardır.

Herkes ismiyle çağrılırken, herkes bir vesileyle kurtuluşa ererken, kendilerine bakılmayan bu insanların durumu ne kadar feci, ne kadar ürperticidir!

Üçüncü durum ise, "Allah onları temizlemez veya temize çıkarmaz." Günahları neyse onunla yüzleşirler ve hiçbir temizlemeye muvaffak olamazlar. İnsanlar, burada temizlenip, oraya tertemiz gitmelidirler. Temizleme ameliyesi dünyada yapılır. Ahirette ise, insanı ancak cehennem temizler. Onun için Cenâb-ı Hak onları tezkiye de etmeyecektir.

İnsanlar, imtihan turnikesine bir kere girer ve on ikiden vurma imkânını bir kere elde ederler. Kendisine verilen bu fırsatı değerlendiren kazanır, ihmal eden de kaybeder. Bunun üçüncü bir şıkkı yoktur.

Hz. Eyyub'un maddî hastalıklarına bedel ruh, vicdan, latîfe-i rabbaniye, sır, hafî, ahfâ, bütün his ve duyguları hırpalanmış, delik deşik olmuş zavallı insan, o gün bu perişan hâline bakacak, acaba temizlenebilir miyim diye ümide kapılacaktır. Ne var ki, bu üç sınıfa ait insanları Cenâb-ı Hak orada temizlemeyecektir.

Ve akıbet: "Onlar için can yakıcı bir azap vardır." Onlar, hemen bir adım daha attıklarında karşılarına çıkacak tek şey, o korkunç azaptır. Öyle bir azap ki, can yakan, insanın iliklerine kadar işleyen bir azap. İşte onlar, kendilerini böyle bir azabın gayya ve girdabında bulurlar...

Böyle bir akıbete dûçâr olacak olan şu üç zümre kimlerdir? Kimdir onlar ki, Allah onlarla konuşmayacak, onların yüzlerine bakmayacak ve onları asla temizlemeyecektir? Ve kimdir onlar ki, onlara can yakıcı bir azap hazırlanmıştır? Bunu da inşallah önümüzdeki hafta anlamaya çalışalım.

Süleyman Sargın

02 Aralık 2011, Cuma-ZAMAN


* 10 Aralık 2011, 14:56:09
Yanıtla #1

Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak?


Allah onların yüzüne bakmaz

Geçen haftaki yazıda bir Nebevî beyandan yola çıkarak, Allah'ın kendileriyle konuşmayacağı, yüzlerine bakmayacağı ve kendilerini asla temizlemeyeceği üç zümreden bahsetmiştik.

Allah Resûlü (aleyhi ekmelü't-tahâya) hadis-i şerifin devamında bu üç zümreyi sırasıyla anlatmaktadır. İlk zümre, "Eteklerini sürüye sürüye gezen." kimselerdir. Bu söz, enaniyet, kibir ve gururdan kinayedir. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 23 Kasım 2011 tarihli Zaman gazetesinde neşredilen "Kibir" başlıklı yazısı, kibrin mahiyetini ve insanlıkla, Müslümanlıkla alakasının olmadığını aksine ihtimal vermeyecek kesinlikte anlatmaktadır.

Roma, Yunan ve Grek tarihlerinde, eteklerini sürüye sürüye gezen insanların resimlerini görürsünüz. Mevzu ile alâkalı çevrilmiş filmlerde bu daha da açık görülür. Ancak, esas olan etek sürümek değil, bu işin bir gurur ve kibir alâmeti olarak simge hâline getirilmesidir. Zaten hadiste kastedilen de budur.

Gurur ve kibirin nasıl kötü bir illet olduğu ve nasıl kötü neticeler doğurduğu birçok âyet ve hadiste ayrı ayrı ele alınıp işlenmiştir. Meselâ, bir hadislerinde Efendimiz: "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan insan Cennet'e giremez." buyurmuşlardır. Çünkü kalbinde zerre kadar kibir ve gurur bulunana Allah (celle celâluhu) hidayet yollarını tıkamıştır. Cenâb-ı Hak, Kur'ân'ında şöyle buyurmaktadır:"Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri, âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onları anlamayacaklar). Onlar, bütün mucizeleri görseler yine de iman etmezler. Doğru yolu görseler, onu yol edinmezler. Fakat azgınlık yolunu görürlerse, hemen onu yol edinirler. Bu durum, onların âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir."(A'râf, 146)

Kibir, basireti kör eden bir perdedir. Kibirle dolu bir vicdan, kâinatta sayfa sayfa yazılmış mucizeleri göremez, idrak edip anlayamaz. Zira basiret körleşince idrak adına basar da hiçbir işe yaramaz. Büyüklük ancak Allah'a mahsustur. Günde beş defa minarelerden ilan edilen bu hakikatin bir başkasına izafesi nasıl hoş görülebilir ki?

Bir kudsî hadiste Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: "Kibriya, benim ridâm, azamet ise benim izârımdır. Kim benimle bu mevzuda münakaşaya kalkışırsa onu (başaşağı getirir) Cehennem'e atarım."

"Kibriya": büyüklük, ululuk demektir, Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatıdır. İnsan için, iç ve dış elbiseler ne ifade ediyorsa -keyfiyeti bizce meçhul- Cenâb-ı Hak için de kibriya ve azamet aynı şeyi ifade eder. Bu iki sıfatı Cenâb-ı Hak'la paylaşmaya kalkanı Allah, hakkıyla paylar ve Cehennem'ine atar.

Kibirli kalbe iman taht kuramaz. Başka bir ifadeyle, Allah'tan başkasının taht kurduğu bir kalbe, Allah'a iman gelip oturmaz. Hareket ve davranışlarıyla, kibri, gururu temsil eden adamın da durumu budur. Hadiste böyle bir insan, "eteklerini sürüye sürüye yürüyen" olarak ele alınmaktadır.

Hadis-i şerifte resmedilen talihsiz ikinci insan veya zümre de, "mennân-iyiliklerini başa kakan"dır. Allah (celle celâluhu), ona mal ve mülk vermiştir ki, bu nimetlerden kendisi istifade ettiği gibi, başkalarına da infakta bulunsun, Cenâb-ı Hak da ona, bu infakına mukabil, birine binle karşılık versin. Ancak bu insan, hiç oralı olmamış; infakta bulunmadığı gibi, bazen verse de, onu da başa kakmak ve minnet etmekle iptal etmiştir. Oysaki hem o mal, hem de kendisi Allah'ın mülkü ve memlûkü idiler. Onun bütün vazifesi Cenâb-ı Hakk'ın malını tevzi etmekten ibaret iken o, asıl mülk sahibi gibi insanlara minnet etme sevdasına düşmüştür. Bu ne büyük bir gaflet, bu ne korkunç bir düşüştür!

Allah (celle celâluhu) ona mülk vermiştir.Ancak bu mülkte, başkalarının da hakkı vardır. Hâlbuki bu insan, cimrilik yapmakta, verdiği zaman da başa kakmaktadır. "Mennân" aynı zamanda cimri insandır. Hâlbuki cimrilik, insanı Allah'tan, Cennet'ten ve diğer insanlardan uzaklaştırır ve Cehennem'e yaklaştırır. Efendimiz bir hadislerinde cimri hakkında şöyle buyurmaktadır: "Cimri, Allah'tan uzaktır.. Cennet'ten uzaktır.. insanlardan uzaktır. Cehennem'e yakındır."

Hadiste, belâgat kaideleri açısından; "leff ü neşr-i mürettep" vardır. Suçlar ve cezaları sırayla zikredilmiş olup aralarında bir tertip vardır. Dolayısıyla "Allah onlara bakmaz" ibaresi, "mennân"a bakmaktadır. Zira ikisi de ortadadır. Birinci ve sonuncu ifadeler de yine birbirlerine bakarlar. Durum böyle olunca, bu hadisten şöyle bir nükte anlamak da mümkündür: Nasıl ki, mennân, dünyada iken, insanlara rahmet nazarıyla bakmamış, onlarla ilgilenmemiş, bazen verdiğini de başa kakmakla iptal etmiştir; ahirette de, bu yaptıkları cinsinden bir ceza ile karşılaşacak ve Cenâb-ı Hak da ona aynı şekilde muamele edecektir.

"Allah kendileriyle konuşmaz" denilen zümre de "kibirliler"dir. Kibir ve gururla yürüyen, eteklerini sürüyen, başkalarıyla konuşmaya tenezzül etmeyen insanlar da, ahirette kendileriyle Cenâb-ı Hakk'ın konuşmayacağını bilmelidirler. Bilmeli ve o cezaya götüren yollarda yürümemelidirler.

Normal zamanda bile yemin etmek doğru değilken, yalan yere ve sırf dünyevî menfaat temini gibi hasis bir duyguya kapılarak yemin etmek ve böylece malına revaç kazandırıp onu satmaya çalışmak, bu da insanı yine karanlık akıbete doğru sürükleyen üçüncü tablodur ki "Allah onları temizlemeyecektir" tehdidi de bu hususa bakmaktadır. Rabbim bizleri bu üç zümreye dahil olmaktan da onların maruz kaldıkları/kalacakları azaba düçâr olmaktan da muhafaza buyursun.

Süleyman Sargın

09 Aralık 2011, Cuma-ZAMAN


* 12 Aralık 2011, 20:50:06
Yanıtla #2

Ynt: Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak?

Teşekkürler
* 21 Kasım 2012, 08:18:07
Yanıtla #3

Ynt: Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak?

İstifade edebildiysen/ettirebildiysem ne mutlu.

Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak? indir, Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak? full, Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak? tek link, Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak? 1080p, Allah, kıyamet günü kim(ler)le konuşmayacak? download
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45